PMI-TR’ye ait “Proje Yönetim Dünyası” adlı dergide yayımlanmıştır. Düşünceler Bizimle, Peki Biz Neredeyiz?

PMI-TR’ye ait “Proje Yönetim Dünyası” adlı dergide yayımlanmıştır. Düşünceler Bizimle, Peki Biz Neredeyiz?

“Düşünceler dedikodu gibidir” Mark Williams

Hepimizin zihni evren gibidir. Sonsuz, uçsuz bucaksız ve keşfedilmemiş yerleri olan. Bu evren duygular, düşünceler, anılar, hikayeler, hayaller ve umutlarla doludur. Lakin her zaman bu duygular ve düşünceler neşe, sevinç, mutluluk ile ilgili değildir. Bazen endişe, korku, üzüntü de burada kendine yer bulabilir. Mesela, “neden ben?”, “neden bununla baş edemiyorum”, “ya başaramazsam?”, “ya proje yetişmezse?” düşünceleri evrenin içindeki kara deliğe doğru bizi çekebilir ve burada nefes alamıyormuş, boğuluyormuş, kayboluyormuş hissiyatına kapılabiliriz.

 

Bu hissiyat bazen öyle bir hale gelir ki, zihnin içinden geçen sesleri susturmak hatta bastırmak isteyebiliriz.  Oysa zihnimizden geçen bir şeyi ya da bir duyguyu ne kadar bastırmak istersek o kadar güçlenerek geri gelir. Bununla ilgili ufak bir uygulama yapalım mı?

 

Şimdi sizden iki şey isteyeceğim öncelikli olarak 1 dakika boyunca pembe bir fil düşünmemenizi isteyeceğim. Pembe bir fili düşünememek mümkün müydü? Şimdi ise biraz önceki komutu bırakın. Fili düşünmemeyi bıraktığımızda tekrar aklımıza pembe fil gelmeye başlıyor mu? Bir önceki uygulama ile karşılaştırırsak yoğunluğu nasıl?

 

Peki, sizce neden bu kadar zor pembe bir fili düşünmemek? Çünkü her ne ise düşünmemeye çalıştığımız, zihnimizden onu uzak tutabilmek için onunla ilgili komuta ihtiyacımız var. Ve tam burada onunla ilgili nesne zihnimize gelmeye başlamaktadır. Bu bağlamda bastırma eylemi tam ters etki yaratır. Hatta bunu zorladığımızda zihnimize o nesne daha fazla gelecektir. Çünkü bir fikir zihnimizde oluştuktan sonra, onu düşünmemeye çalıştığımız her seferinde biraz daha güçlenir. Sigmund Freud bu duruma, “bilinçaltımızda ‘olumsuzlama’ diye bir şey yoktur” şeklinde cevap verir. Bu sebeple, düşünce bloklama ve pozitif olumlama gibi her yöntem bizi sonuçta hüsrana uğratacak ve kendimizi daha iyi hissetmek adına başka arayışlara yöneltecektir.

 

Oysa olan ne ise onunla kalmak ve zihin yapımızın farkına varmak düşüncelerin bizim üzerimizdeki boğuluyormuş, kayboluyormuş, nefes alamıyormuş ya da sıkışmışlık hissiyatını da ortadan kaldıracaktır. Lakin bunu yapabilmekte her zaman kolay olmamaktadır. Çünkü günümüz dünyasında bizler problem çözmek üzerine aksiyon alırız. Bu aksiyonlar işlevsel olduğu kadar bizlere zaman tasarrufu da sağlamaktadır. Örneğin, arabayla işe gitmek ya da bir bardak su içmek gibi. Dış dünyanın halleriyle ile ilgili sorun çözmek faydalı bir araç olabiliyor. Ancak aynı sorun çözme yöntemini depresyon, kaygı, stres vb. ya da başka bir ifade ile söyleyecek olursak içsel süreçlerimiz için kullandığımızda fayda göremiyoruz.

 

Çünkü dış dünyada sorunu çözme hali hedefe yöneliktir. Yukarıda örneğini verdiğimiz arabayla işe gitmekte hedef işe gitmektir ya da bir bardak su içmekte hedef susuzluğu gidermektir. Ancak hissiyatımız söz konusu olduğunda işler zora girebiliyor. Örneğin, mutluluğu ele alalım. Hedefimiz mutlu olmak ise “keşke mutlu olsam” diye düşünmeye başlıyoruz. Burada ne olmaya başlıyor? Kendimizi kötü hissetmeye ve bu da var olan lokasyonu yani şimdi ve burada olan halimizi ümitsizliğe sürüklemeye başlıyor. Şu an da kendimizi mutlu olarak görmemeye başlıyoruz. Böylece kendi yarattığımız zihin propagandalarına inanmaya başlıyoruz.

 

Çoğu zaman zihnimizdeki bu propagandaların farkında olmuyoruz. Olmadığımız zaman ise evrenin o kara deliğine doğru sürüklenmeye başlıyoruz. Bu propagandalar ile ilgili Matthew A. Killingsworth ve Daniel T. Gilbert[1] Harward üniversitesinde bir araştırma yapmışlardır. Araştırma sonucunda zihnin sürekli geçmiş ya da gelecekte düşüncelere, hikayelere, anılara, hayallere gittiği ve şu anda olamadığı ortaya konulmuştur. Zihnin bu yapısına “gezgin zihin” denilmektedir. Ve araştırmalar, gezgin zihnin mutsuz zihin olduğunu belirtmektedir.  Çünkü geçmiş ya da geleceğe yönelik düşüncelerin sayısı ve içeriği konusunda mutlak bir kontrolümüz bulunmamaktadır.

 

Gezgin zihin yapısı hakkında kısa bir egzersize davet ediyorum şimdi sizleri. Şimdi sizden 1 dakika boyunca gözlerinizi kapatıp zihninizden geçen düşünceleri saymanızı isteyeceğim. İçeriklerinden azade bir şekilde sadece zihninizden geçen düşünceleri sayın. 1 dakika dolduğunda gözlerinizi açabilirsiniz.

 

Zihninizden geçen düşünceler 1 ile 5 arasında mı 5-10 arasında mı yoksa 10’dan fazla mı? Peki hiç düşünce geçmedi zihnimden diyen var mı? Eğer böyle bir durum varsa şu an zihnimde düşünce geçmiyor dediğiniz anda da bunun bir düşünce olduğunun farkına varın.

 

Egzersize başlamadan önce aklımızdan kaç tane düşünce geçeceğini ve bu düşüncelerin içeriğinin neler olacağına yönelik bir tahmininiz var mıydı? Kuşkusuz bir tahmin yapmak mümkün değildir. Bu zihnimizin yapısı ile ilgilidir.

 

Mindfulness tam bu noktada devreye girmektedir. Zihnimizden geçen düşünceleri an be an gözlemlemek ve onları sadece birer düşünce olarak ele alabilmemizi sağlıyor. Bu açıdan mindfulness, içimizde ve dışımızda olan ne varsa an be an tarafsız, yargılamadan nazik bir şekilde gözlemlemek olarak tanımlanmaktadır.

 

Peki bu neden önemlidir. Çünkü düşüncelerin, ruhsal ve fiziksel sağlığımız üzerinde etkili olduğu araştırmalar ile kanıtlanmıştır. Lakin onları an be an gözlemleyerek bizim üzerimizdeki etkilerini değiştirebiliriz. Hoşa giden ve gitmeyen düşünceler ve duygular ile olan ilişkimiz günlük hayatımızı etkilediği kadar iş yerinde performansımızı da doğrudan etkilemektedir. Bu sebeple günlük uygulayabileceğiniz kısa mindfulness pratikleri, ana gelmenizi ve bu anın içindeki sonsuz olasılıklara kendinizi açmanızı sağlayacaktır.

 

Bu yazı bir serinin ilk kısmıdır. İkinci kısmı bir sonraki sayıda ele alınacaktır.

[1] Matthew A. Killingsworth* and Daniel T. Gilbert, A Wandering Mind Is an Unhappy Mind, sciencemag, 2010

Birlikte Düşünmeye Devam Edelim

İnsanı merkeze alan, akademik bilgi ile yaşamın gerçeklerini buluşturan farkındalık ve dayanıklılık çalışmaları yürütüyorum.

Gürçin Gökçebağ
Privacy Overview

This website uses cookies so that we can provide you with the best user experience possible. Cookie information is stored in your browser and performs functions such as recognising you when you return to our website and helping our team to understand which sections of the website you find most interesting and useful.