Zihnin Tenhalığına Dönmek: Mindfulness Nedir, Ne Değildir?
Son yılların o bitmek bilmez “kişisel gelişim” sağanağında, her köşe başında karşımıza çıkan bir kavram var: Mindfulness. Türkçeye bazen “bilinçli farkındalık” diye tercüme ediliyor, bazen de olduğu gibi bırakılıyor. Kelimenin üzerinde, o her şeyi metalaştıran piyasa dilinin parıltılı ama biraz da yorucu toz tabakası var. Peki, bu kavramın sahiden bir “hükmü” var mı, yoksa modern insanın huzursuzluğuna sürülen geçici bir merhemden mi ibaret?
Nedir Bu “Mesele”?
Mindfulness, en yalın haliyle, zihnin o bitmek bilmez “orada ve o zaman” mesaisinden istifa edip, **”burada ve şimdi”**ye yerleşmesi halidir. Geçmişin bitmek bilmez pişmanlık dökümleriyle, geleceğin o tekinsiz kaygı projeksiyonları arasında sıkışan zihni, biraz nefes almaya davet etmektir.
Bir çay bardağının sıcaklığını sahiden hissetmek, yürürken ayağının yere temasını fark etmek… Yani hayatın o hengamesi içinde, bir an durup “ben şu an buradayım ve olan biten budur” diyebilme dirayetidir. Bir yargılamadan azade olma halidir; olanı olduğu gibi, eğip bükmeden, üzerine keder ya da coşku sosu dökmeden görebilmek.
Ne Değildir? (Ya da Yanlış Anlaşılanlar)
İşte zurnanın zırt dediği yer burası. Piyasa işi maneviyatçılık, mindfulness’ı bize sanki bir “mutluluk hapı” gibi pazarlıyor. Oysa mindfulness:
- Bir “Gamsızlık” Reçetesi Değildir: Dünyanın derdine sırt çevirmek, bir fildişi kuleye kapanıp “aman tadımız kaçmasın” demek değildir. Bilakis, acıyı da sızıyı da olduğu gibi görebilme cesaretidir.
- Zihni Boşaltmak Hiç Değildir: İnsan zihni bir “tabula rasa” (boş levha) değildir ki bir tuşla boşalsın. Mesele düşünceleri kovmak değil, o düşüncelerin gelip geçişini bir tren garındaki yolcuları izler gibi izleyebilmektir. Onlara takılıp o trene binmemektir.
- Bir Başarı Stratejisi Değildir: Kurumsal dünyanın, çalışanlarını “daha verimli sömürülebilir” hale getirmek için sunduğu bir performans artırıcı teknik değildir. Mindfulness, verimliliğin değil, varoluşun bir parçasıdır.
Netice-i Kelam
Mindfulness, modern zamanların o gürültülü korosunda kendi sesini duymak değil, o gürültünün ortasındaki sessizliği fark etmektir. Bir “iyileşme” vaadinden ziyade, mevcut halin fotoğrafını çekme dürüstlüğüdür. Belki de en çok ihtiyacımız olan şey, kendimize ve hayata karşı bu vakur dürüstlüktür.